Davet, sözden önce kalpte atılan bir adımdır.
İnsan, başkalarına yönelmeden evvel kendi nefsinde hangi istikamete yürüdüğünü fark etmek zorundadır. Çünkü hâli inşa edilmemiş bir söz, yol bulmaz; iç dünyası dağınık olanın çağrısı karşılık bulmaz.
Kur’ân, bu yüzden yalnızca inanılacak hükümler sunmaz. O, korku anlarında tutunmayı, yenilgi sonrası doğrulmayı, sabırla yeniden yürümeyi öğretir. Kalbi eğitir; niyeti arındırır; davet yükünü taşıyan ruhu dengede tutar.
Bu eser, Âl-i İmrân ...